Ehlibeyt (a.s) Haber Ajansı ABNA-
Allah’ın adıyla
Kâinat, tabiatı gereği durağanlığı kabul etmez. Kâinatın bir parçası olan insanın bireysel ve toplumsal hayatı da öyledir. Tarih sürecinde yeni sosyal ve siyasal gelişmelerin yaşanmadığı bir an bile yoktur. Bu gelişmelerin kahir ekseriyeti sıradanlaşmış, vaka-i adiye türünden olaylardır. Çoğu zaman bizatihi olayın kahramanları bile neyi niçin yaptıklarının bilincinde değillerdir.
Fakat bazı sosyal ve siyasal gelişmeler vardır ki; kader belirleyicidir, çağ açıp çağ kapayıcıdır, öncesi ve sonrası olarak tarihe kayıt düşücüdür. Evet, bazı sosyal ve siyasal gelişmeler vardır ki; dengeleri değiştirir, safları belirginleştirir ve tarihin akışını değiştirir.
Bu türden sosyal ve siyasal olayların önemli bir karakteristik özelliği vardır. Bu çaptan olayların künhü, yaşandığı an itibariyle geniş kitleler tarafından kavranamaz. Onun hakikati, ancak basiret ehli için açıktır. Geniş toplumsal kitleler ise sonuçlar açığa çıkmaya başladığında bu türden olayların büyüklüğü ve tarihe yön vericiliğinin farkına varırlar.
Lübnan Direniş Hareketi Hizbullah’ın 28 Ocak Çarşamba günü Şeba Çiftlikleri’nde Gasıp Siyonist İsrail Rejimi’ne ait askeri konvoya karşı gerçekleştirdiği “baskın” bu türden; yani kader belirleyici, yani tarihin akışını değiştirecek türden bir olaydır.
Sekiz-on araçlık bir askeri konvoya yapılan baskın için böyle bir tespit yapıyor olmamızı abartılı ve hayali bulanlar olacaktır. Ancak olayın gerçek boyutlarını baskında yer alan kişi ve araç sayılarına bakarak değil, taşıdığı siyasi, askeri, teknolojik ve stratejik manaya yönelmekle çözebiliriz. 28 Ocak günü yaşanan “stratejik baskın” ve 30 Ocak günü Hizbullah Genel Sekreteri Hasan Nasrallah’ın yaptığı “tarihi konuşma”yı birlikte ele alıp, feraset ve basiretle olayı tahlile yönelirsek, o gün Ortadoğu coğrafyası ve halkları için yeni bir kader evresine girildiğini görebiliriz.
Bu yeni evrenin özelliklerini maddelemeden önce hayati bir tespiti paylaşmalıyız ki, vakıayı doğru kavrayalım ve doğru analiz edelim.
Bu tespit şudur: Dost da düşman da biliyor ki, “ne İsrail sadece İsrail’dir ve ne de Hizbullah sadece Hizbullah’tır”. Gasıp Siyonist İsrail Rejimi, Amerika ve yandaşlarından oluşan “Emperyalizm Cephesi”nin ileri karakoludur. Ve Hizbullah ise Gasıp Siyonist Rejime karşı tüm mazlum, mustazaf ve Müslüman halklar adına mücadele eden İslam İnkılabı ve dostlarından oluşan “Direniş Cephesi”nin ileri birliğidir. “Hizbullah-İsrail” savaşı esasında örtülü bir “İslam İnkılabı-Amerika” savaşıdır.
Evet, şimdi bu tespit ışığında “Şeba Baskını”nın hangi yönleri ile Ortadoğu’nun kaderi ve tarihini değiştirecek bir olay olduğunun analizine yönelelim.
Birincisi: Hizbullah’ın “Şehit Hasan Ali Haydar Birliği”, en teknik radar ve kameralarla sürekli gözetim altında tutulan en stratejik bir bölgede ve İsrail ordusunun alarm seviyesinin en tepe noktada olduğu bir anda, gün ortasında baskını gerçekleştirdi ve hiçbir kayıp vermeden merkez birliğine geri dönmeyi başardı.
Peki, bu sözün manası nedir? Bu sözün manası şudur ki; “Direniş, teknik ve teknolojik olarak Gasıp Siyonist İsrail Rejimi’ni dengelemiş, hatta onu şaşkına çevirecek teknik, teknoloji ve stratejiler elde etmiştir.
Artık Ortadoğu’da yaklaşık bir asırdır teknik ve teknolojiye dayalı olarak devam eden Siyonist zulmün sonuna gelinmiştir. Gasıp Siyonist Rejim’in teknik, teknolojik ve stratejik üstünlük evresi geride kalmıştır. Bu hakikat hem Siyonist Rejim’in halkı ve hem de Direniş taraftarlarınınpsikolojik ve sosyal duruşlarını temelden değiştirecektir.
İkincisi: Hizbullah ve Hizbullah’ın hamisi olan İslam İnkılabı, “Şeba Baskını” ve ardından yayınlanan “bir no’lu bildiri” ile İsrail ve ağababalarına bölgesel hatta küresel genişleme gösterebilecek bir savaşa hazır olduklarını deklare ettiler.
Ancak tarihi boyunca her türlü zulüm ve tecavüzü kendi için bir hak ve başkalarının meşru müdafaa haklarını bile kendi kuduz saldırganlığı için sebep gören İsrail (ve ağababaları) rezilce yenilgiyi kabul ettiler. Olayın ardından hızla “savaş kabinesi”ni toplayan İsrail, saatler süren toplantının ardından burnunun sürtülüşünü “kimse bizi test etmesin” türünden sahte bir horozlanma ile geçiştirmeye çalıştı.
Bu tespitten yapacağımız çıkarım şudur: “İslam İnkılabı ve Hizbullah bölgesel hatta küresel düzeyde bir savaş için hazırlıklıdır ve Ortadoğu’da Amerika ve yandaşlarının istediği gibi at oynatma devri kesinlikle sona ermiştir.” Bu minvalden olmak üzere “Nil’den Fırat’a Büyük İsrail Devleti” hayali ve “Büyük Ortadoğu Projesi” tarihin çöplüğündeki yerlerini almışlardır.
Üçüncüsü: “Şeba Baskını” ve Nasrallah’ın tarihi konuşması; aydınlar, entelektüeller, din adamları, siyasiler ve halklar açısından hiçbir mazeret bırakmayacak şekilde tüm coğrafyada safları netleştirdi ve berrak hale getirdi.
Avrupa Birliği, NATO, IŞİD, Nusra, İslami Cephe, Ahraruş Şam ve diğer tekfiri hareketler ile kukla Arap yönetimleri ve bölgedeki diğer bazı “batıcı ve hayalperest” hükümetlerin İsrail ve Amerika ile aynı safta oldukları tartışılmayacak şekilde ayan olmuştur.
Suriye’nin uğradığı musibetin yegâne nedeninin İslam İnkılabı-Hizbullah hattında belirginleşen “Direniş Ekseni” içerisinde yer almasından kaynaklandığı belgelenmiştir.
Tüm bu veriler ışığında şunu söylemek zor değildir: On yıllardır aydınlar, din adamları ve siyasiler eliyle ekilen bin bir şüphe ve maskeler aracılığıyla üzeri örtülen hak-batıl cephelerinin gerçek kimlikleri faş olmuştur. Bundan sonra halkların kandırılması asla eskisi gibi mümkün olmayacaktır.
Dördüncüsü: Gasıp Siyonist Rejim’in “Kuneytra Suikastı”, Hizbullah’ın “Şeba Baskını” ve Nasrallah’ın tarihi konuşması ile Filistin Davası ve tüm Direniş Hareketleri’nin gerçek ve tek hamisinin “İslam İnkılabı” olduğu açığa çıktı. Direniş Hareketleri’nin tüm silah, mühimmat, lojistik ve eğitimlerinin arka planında “İslam İnkılabı”nın olduğu ve “İslam İnkılabı”nın bunu hiçbir milli ya da mezhebi kaygı gözetmeksizin sırf İslam ve Müslümanlar için yaptığı hakikati yalınlaştı.
Filistin Davası üzerinden siyasi kazanımlar peşinde olan sahte kahramanların maskeleri düştü. Yeni evrede “söylemlerle” Filistin Davası’nı sömürmek mümkün olmayacak! Halklar artık Filistin Davası’nda kim samimidir ve kim çıkar peşindedir bunu görmüştür!
Beşincisi:“Şeba Baskını” ve Nasrallah’ın tarihi konuşması, tekfirci akımlarla Siyonizm’in hedef, emel ve amaç birliği içinde oldukları; aralarındaki tek farkın Siyonistlerin Yahudi, tekfirci akımların ise İslami ritüeller taşımaları olduğu görüldü.
Tekfirci akımların İslam ile yakından uzaktan alakaları olmadıkları, Ortadoğu’da Emperyalizm ve Siyonizm’in tetikçileri oldukları gerçeği çıplak hale geldi. Dolayısıyla bu hareketler üzerinden Müslüman kitleleri farkında olmaksızın Emperyalizm ve Siyonizm’e hizmet ettirme dönemi sona ermiştir…
Tüm bu tespit ve çıkarımlar ışığında: “Ortadoğu’da halkların kader ve tarihi nereye evriliyor?” sorusunu öz olarak cevaplayarak bitirelim.
Ortadoğu’da artık tüm inisiyatif “Direniş Ekseni”ndedir! Direniş Ekseni, Ortadoğu’daki tüm denklem ve dengelerin belirleyici aktörü konumuna yükselmiştir!
İsrail’in azgınlık çağı sona ermiştir! Nil’den Fırat’a Büyük İsrail Devleti hayali tarihin çöp sepetine atılmıştır! İsrail, son evresi olan “savunma dönemi”ne girmiştir!
Ortadoğu’nun bahtsız tarihi kırılmış, makûs kaderi değişmiştir!
MuntazarMusavi